Sınırdaki Ceylanlar

(Burdur, Urfa, Hatay, Adana, Osmaniye, Antalya)

2018-10-05




Türkiye’de ceylan yaşadığını bilen kişi sayısı pek fazla değildir. Bu güzel canlıları genelde belgesellerde ve Afrika kıtasında görürüz. Ancak ülkemizde iki farklı tür ceylan yaşam mücadelesi vermektedir: 



1.Urfa il sınırları içerisinde bulunan, ceylan (Gazella subgutturosa) 
2.Hatay il sınırları içerisinde bulunan, dağ ceylanı (Gazella gazella)
Bu iki ceylan türü de ülkemizin Suriye sınırına yakın bölgesinde yaşarlar. Ancak yazının başlığının “Sınırdaki Ceylanlar” olmasının asıl nedeni bu değil. Asıl neden bu iki tür ceylanın da nesillerinin tehlike altında olması. Bir zamanlar Türkiye’de yüzbinlercesinin yaşadığından bahsedilen ceylanların sayıları artık yüzlerle ifade ediliyor. Yani nesilleri tükenme sınırında… 



Bu nadir ve değerli türleri görüntülemek için ilk olarak soluğu Urfa’da alıyorum. Ceylanların olduğu bölgeye erken saatlerde, güneş yeni doğarken ulaşıyoruz. Yanımda bana rehberlik eden yerel kuş rehberi Ahmet Demir de var. Hava kapalı ve çok bulutlu. Üstüne üstlük bir de sisli. Ceylanların görülme ihtimali yüksek olan alana girer girmez 3 adet ceylan hemen gözümüze çarpıyor. Alacakaranlıkta ilk fotoğraf karelerini alıyorum… Biraz daha ileride daha kalabalık bir sürü ile karşılaşıyoruz ve birkaç kare daha alabiliyorum. Çok ürkek hayvanlar olmaları nedeniyle onlara yaklaşmak pek mümkün olmuyor. Hassas bir tür olan ceylanları ürkütmek istemediğimden pek fazla zorlamıyorum ve onları takip etmiyorum. Alanın koruma altında olması nedeniyle kamuflaja girme ya da bir yerde sabit olarak bekleme şansımız olmuyor. 2 saat kadar çayırlıkları ve tarlaları tarıyoruz ama başka ceylan göremiyoruz. Her şey 20 dakika içerisinde olup bitiyor… Ceylanların koruma altına alındığı alanın içerisinde bir de ayrıca üretme istasyonu var. Tel ile çevrili bu alanda ceylanların neslinin devamı için koruma ve üretme çalışmaları yapılıyor. Alan tamamen ava kapalı olduğundan ceylanların gelebileceğini ümit ediyorum. 



Hatay Kırıkhan’da gece konaklamanın ardından sabah saat 07:00’de Hatay Tabiatı Koruma Dernek Başkanı Abdullah Ağünç ile buluşuyoruz. Dağ ceylanlarını fotoğraflamak için sınıra gidiyoruz. Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra dağ ceylanlarının koruma bölgesine giriyoruz… 



Üreme istasyonuna yaklaşırken istasyonun hemen karşısındaki tarlalarda yaklaşık 50 kadar dağ ceylanı ile karşılaşıyoruz. Onlar huzur içerisinde beslenirken ben de uzaktan ilk fotoğrafları çekiyorum. Sonrasında biraz daha yakından birkaç kare fotoğraf ve video kaydı, hepsi bu kadar… 



İstasyon içerisinde mütevazi bir kahvaltı yaparken Abdullah Bey ile dağ ceylanları ve adeta Milli Parktan farksız olan doğa harikası alanları hakkında konuşuyoruz. Dağ ceylanları haricinde bu bölgede pek çok başka memelinin ve ayrıca nesilleri tükenmek üzere olan hassas türlerden, çizgili sırtlan, kuyruksüren, alaca sansar, kayalık gerbili gibi türlerin de yaşadığını öğreniyorum. Alanda bir de yeni keşfedilen Türkiye’nin ilk lav tüpü mağarası olan Maldeliği Mağarası bulunuyor. Bu mağarada 4 tür yarasa bir arada yaşarken yeni bir tür yarasa da tespit edilmiş. Mağara ise adeta yeraltı şehri gibi. Küçük ve dar bir girişi olmasına karşın içerisi tırların dolaşabileceği kadar geniş. Bölgede ayrıca yıl içerisinde 260 civarında kuş türü de gözlemlenebiliyor. Bu bilgileri de duyunca dağ ceylanlarının yaşam alanı olan bölgenin tamamen koruma altına alınması ve Milli Park ilan edilmesi gerektiği konusundaki kanaatim daha da kuvvetleniyor. 

Bizzat yaşayıp görmüş birisi olarak açıkça söylemeliyim ki; ülkemizdeki doğal alanlar ve yaban hayatı çok daha iyi ve ciddi bir biçimde korunmayı hak ediyor. Ancak koruma çalışmaları ya yerelde gönüllü bazı kişilerce ya da Milli Parkların az sayıda personel ve yeterli olmayan imkanları ile yapılmaya çalışılıyor. Ayrıca hassas alanlarda ihale ile av yaptırılması olayı koruma faaliyetlerini olumsuz etkiliyor. Özellikle su yollarının, derelerin ve akarsuların sürekli olarak akış yollarına kurulan tesisler ve sulama için bu kanalların yönlerinin değiştirilmesi kuşlar başta olmak üzere yüzlerce hayvanın yaşam alanlarını tahrip etmiş durumda. Amik ovasındaki göller artık yok, taşkın alanlar kurumuş, Yumurtalık Lagünü, Tuzla Lagünü ve Göksu Deltası’nda kuş görmek için artık uzun aramalar gerekir olmuş. Tüm bunları kısa süreli seyahatimde deneyimlemek beni oldukça üzdü… 

Ancak Abdullah Bey gibi fedakâr kişiler oldukça geleceğe hala ümit ile bakabiliyoruz. Abdullah Bey yatırımların karşısındaymış veya ülkede iyi şeyleri istemiyormuş gibi her defasında yanlış anlaşılmasına karşın, Dağ Ceylanları ve ülkemizin bu eşsiz bölgesinin korunması için savaş vermeye devam ediyor. Ben de kendisini tanımaktan onur duyduğumu ifade etmek istiyorum… Sonbaharda ise Dağ ceylanları için daha kapsamlı bir çalışma ve çekim yapma sözünü alarak Hatay’dan ayrılıyorum…