Sislerin Ardında

(Trabzon, Rize, Artvin, Kars)

2018-15-05




Bahar aylarında Doğu Karadeniz’de dolaşmak, sislerin ardındaki güzellikleri keşfetmek demektir. Coşkuyla akan dereler, uzun çam ormanları ve dar yayla yolları… Sislerin ardında belli belirsiz size eşlik ederler.
Mayıs ayında rotamı Samsun’dan sonra Artvin’e çeviriyorum. İlk durak olarak ise hedefim Karadeniz’in incisi Ordu. 
Yol boyunca sağanak yağan yağmur hiç durmuyor. Kısa bir Ordu turunda Boztepe beni yoğun bir sis ile karşılıyor. Sislerin ardındaki Ordu artık görünmüyor. Sislerin içinde ormandaki ağaçlar gizemli bir hal alıyor. 



Yine yağmur altında bu defa Trabzon’a ulaşıyorum. Hiç vakit kaybetmeden soluğu Uzungöl’de alıyorum. Uzungöl’u uzun süreden sonra tekrar görmek beni hem sevindiriyor hem de biraz üzüyor. Bu doğa harikasının bu kadar fazla betonlaşması gerçekten üzücü. Göl artık bir havuza dönüşmüş sanki, oteller tamamen dolu ve her yer turist… 



Uzungöl’den sonra yolumu Ayder Yaylası’na çeviriyorum. Tüm yolculuk yine yağmur altında geçiyor. Ayder de turist yönünden oldukça kalabalık ama daha yükseklerde çok az insan var. Doğa olabildiğine gizemli ve heyecan verici, yol kenarlarında sıkça küçük şelaleler görüyorum, dereler ise eriyen karlar sayesinde gürül gürül… Daha yükseklerdeki yaylaların yolları henüz açılmadığı için Rize’deki hedef türüm olan dağ horozunu fotoğraflamayı Artvin dönüşüne saklıyorum. Ancak bu kadar coşkun akan derelerde gözüm dere kuşunu arıyor. 



Hızlı ve oldukça hareketli bir kuş olan dere kuşu sislerin ardında belli belirsiz kendini gösteriyor. Küçük yapısına rağmen yüksek rakıma ve derelerden akan buz gibi suya olan dayanıklılığı hayret verici. Yoğun sis ve kapalı hava nedeniyle dere kuşunu çekmek beni zorlasa da türü görmüş ve fotoğraflamış mutluluk verici bir deneyim oluyor. 



Artvin macerasını “Boz Ayı’nın İzinde” blog yazıma havale edip dönüş yolunda yine Rize’ye uğruyorum. Kuş fotoğrafçısı sevgili Birol Bey bir çobandan aldığı haber ile yayla yolunun açıldığını ve horozları görme şansımın olduğunu söylüyor. Sabah saat 04:30’da Birol Bey’in verdiği konuma doğru hareket ediyorum. Güneş saat 05:10’da doğuyor ve dağ horozlarını fotoğraflamak için güneş doğmadan orada olmalıyım. 



Dar, ıslak ve kaygan yollardan ilerlerken bir anda karla kaplı bir çığ akıntısı yolumu kesiyor. Yol maalesef kapalı. Kar kütleleri dev boyutta olduğu için insan gücü ile temizlenmesi imkansız. Yol çok dar ve sis iyice bastırmaya başlıyor. Araç yola ancak sığarken bu kadar dar bir yolda geri dönmek çok zor ve tehlikeli. Kullandığım Mitsubishi L200 modeli en üst ve dolu olan Blizzard donanımlı olduğu için geri görüş kamerasına da güvenerek başlıyorum manevralara. Ön tekerler uçurumun ucunda ve arka kısım kayalıklara teğet geçiyor. Belki de sadece 20-30 cm git gel ile dönmeye çalışırken suların aşındırıp adeta jilet gibi incelttiği bir kaya sol arka lastiğimi patlatıyor, lastiğin yanağı yarıldığı için lastik içindeki hava aniden bitiyor. Zor şartlar altında lastiği değiştiriyorum. 

Sislerin ardındaki bu tehlikeli maceradan sonra dağ horozunun fotoğraflarını çekemesem de sağ salim deniz seviyesine, geniş sahil yoluna inmiş olmak rahatlamamı sağlıyor. Artık dönüş başlıyor…